İlk Kültür Merkezleri



Yazar: admin | Coğrafya 12 Konu Analtımları, LYS Coğrafya | 10 Eki 2011 | 2 Yorum

 İlk Kültür Merkezleri MEDENİYETLERİ

AKADLAR SİYASİ TARİHİ
Akadlar, Sami Soyundan gelir.
Başkent Akad olmak üzere, M.Ö. 2350 yılında Kral Sargon önderliğinde krallıklarını kurdular.
Kısa sürede tüm Mezopotamya’ya hakim olduktan sonra Sümer Medeniyeti’nin yayılmasını sağladılar.
Kral Sargon önderliğinde tarihteki ilk büyük imparatorluğu kurdular.
Akad Krallığı, M.Ö. 2150 tarihinde Uruk Krallığı tarafından yıkıldı.

AKADLAR KÜLTÜR VE UYGARLIK
Akadlar, Sümer Uygarlığı’nı devam ettirerek büyükbir imparatorluk kurdular.
Tarihte ilk kez daimi ordu kuranlar Akadlar olmuştur.

ASURLULAR SİYASİ TARİH
Asurlular, Sami ırkına mensuptur.
M.Ö. 2000′lerde Mezopotamya’ya geldiler.
Başkentleri en önemli ticari merkezleri Asur kentiydi.
Tüccar bir kavim olan Asurlular, en çok Anadolu’da ticaret yapmışlardır.
Asurluların varlığına M.Ö. 612′de Medler, Babilliler ve İskitler tarafından son verildi.

ASURLULAR KÜLTÜR VE UYGARLIK
Asurlular daha çok Anadolu’da yaptıkları ticaret ile tanınırlar.
Anadolu’da ticari koloniler kurdular.
Anadolu’da, Asur Pazar yerlerine KARUM denir.
Büyük bir askeri imparatorluk kurdular.
Güçlü orduları ve şiddetli kanunları vardı.
En ünlü tanrıları Asur’du.
Mezopotamya’da ölümden sonra hayat inancı olmadığından, anıt mezarlara hiç rastlanmaz.

BABİLLİLER SİYASİ TARİH
Sami soyundan gelen Amurrular’a Babilliler denir.
Başkent Babil olmak üzere M.Ö. XIX. yy’da Mezopotamya’nın en güçlü devletini kurdular.
Birinci Babil Devleti’ni M.Ö. 1594′te Hititler yıktı.
İkinci Babil Devleti’ni M.Ö. 539′da Persler yıktı.

BABİLLİLER KÜLTÜR VE UYGARLIK
Babilliler, Kral Hammurabi zamanında mutlak krallığa dayalı büyük bir imparatorluk kurdular.
Sümer Kralı Urukagina tarafından yazdırılan ilk kanunlardan sonra Mezopotamya’da bilinen diğer bir kanun ise Hammurabi Kanunları’dır.
Babilliler, astronomi çalışmaları yapmışlar, burçları bulmuşlar ve yılı 354 güne bölmüşlerdir.
Babillilere ait en önemli sanat eserleri şunlardı : Hammurabi Steli, Babil Kulesi ve Babil’in Asma Bahçeleri.

SÜMERLER SİYASİ TARİHİ
Mezopotamya’da kurulan ilk devlet Sümerler’dir.
Sümerlere ait en önemli şehirler, Lagaş, Uruk, Endu, Kalde ve Kaş’tı.
Sümerler, M.Ö. 1950′de Elamlar tarafından yıkıldı.
Çivi yazısını icat eden Sümerler böylelikle tarihi devirleri başlatmış oldular.

SÜMERLER KÜLTÜR VE UYGARLIK
Sümerler krallarına Patesi adını verirlerdi.
Yazı, tarihte ilk defa Sümerler tarafından kullanıldı.
Tarihte bilinen en eski kanunlarda Sümerler’e aittir.
Doğa güçlerine inanan Sümerler’de en ünlü tanrılar, Anu (Gök tanrısı), Enlil (Yeryüzü tanrısı), Enki (Okyanus tanrısı)’dır.
Sümerlerde en önemli sanat eserleri zigguratlardır.

Sümerler meydana getirdikleri yüksek uygarlık seviyesinde bilimde de ileri gitmişler bilim alanında şu çalışmaları yapmışlardır.

1. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar.
2. Gece ve gündüzü 12′şer saate böldüler.
3. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar.
4. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar.
5. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar.
6. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular.
7. Daireyi 360 dereceye böldüler.

MISIR MEDENİYETİ 
Kuzey Afrika´da Nil Nehri ve etrafında kurulmuş olan bir medeniyettir. Etrafının çöl ve denizlerle kaplı olması, diğer medeniyetlerle etkileşiminin daha az olmasına sebep olmuştur. Bu yüzden Mısır Medeniyeti, kendine özgü bir medeniyettir.

Önceleri “nom” adı verilen şehir devletleri varken, M.Ö. 4,000´de Kral Menes´in başa geçmesiyle merkezi krallık haline gelmiştir. Kral Menes´le firavunlar devri başlar. Mısır krallarına “firavun” denirdi. Firavunlar, dini ve siyasi otoriteyi kendilerinde toplamışlardı. Kendilerini Tanrı olarak ilan etmişlerdi.

Mısır´daki tanrı kral anlayışı, Mezopotamya´da ise rahip kral anlayışının egemen oluşu, hem Mısır hem de Mezopotamya´da laik olmayan yönetim anlayışını yansıtmaktadır. Dinleri çok tanrılıdır. Tanrılarını, insan veya hayvan şeklinde tasfir etmişlerdir.

Firavunlar için piramitler yapmışlar, ölülerini mumyalamışlardır. Bu durum, öldükten sonra dirilme inancının olduğunu göstermektedir. Halk mezarlarına ise labirent denilirdi.

M.Ö. 525´te Persler ve M.Ö.333´te de Büyük İskender tarafından işgal edilmiştir. Büyük İskender´in istilası ile Yunan ve Mısır Medeniyetleri birbirini etkilemişlerdir. M.Ö.1,280´de Hititlerle Kadeş Antlaşması´nı imzaladılar.

Kendilerine özgü hiyeroglif (kutsal resim yazısı) yazısını kullanmışlardır. Yazılarını “papirüs” adı verilen bitki yapraklarına yazmışlardır. Eczacılık, kimya ve tıpta gelişmişlerdir. Matematikte “pi” sayısını bulmuş ve astronomide gelişmişlerdir.

Rasathaneler kurmuşlar ve Nil Nehri´nin taşma sürelerini hesaplamışlardı. Güneş yılı esasına dayalı ilk takvimi Mısırlılar yapmışlardır. Romalılar, Mısır´dan aldıkları bu takvimi geliştirerek bugün kullandığımız Miladi takvimi oluşturdular. Mısır ekonomisi tarım, ticaret ve madenciliğe dayanıyordu.

ÇİN UYGARLIĞI

· Çin dünyanın en uzun tarihine sahip devletlerindendir. Çin’de ilk uygarlık Çov (Chou) hanedanı tarafın­dan kurulmuştur. M.Ö. 2000 Çin’de birlik sağlanmıştır.
· Temelinde Türk, Moğol, Tunguz ve Tibetlilerin et­kisi vardır.
· Araba, Tunç ve çömlek yapımını Türklerden öğ­renmişler, Türk askerlik sisteminden etkilenmiş­lerdir.
· Maden az olduğu için porselen sanatı oldukça ilerlemiştir.
· ipek ve ipek böcekçiliği alanında ilerlemişlerdir.
· M.Ö. XIV. yüzyılda yazıyı kullanmaya baş­lamışlardır.
· M.Ö. XI. yüzyılda mürekkebi bulmuşlar ve ya­zılarını ipek üzerine yazmışlardır. M.Ö. 105 yı­lında kağıdı icat eden Çinliler, M.S. 650 yılında ise tahta baskı kalıpları ile ilk matbaayı kur­muşlardır.
· Barut ve pusula Çinliler tarafından icat edilmiştir.
· Tao, Lao-çe, Konfiçyüs ve Budizm en yaygın din­lerdir.
· Halk soylular ve köylüler olmak üzere ikiye ayrılır.
· Budizm tapınakları ve Çin Şeddi, Çin’e ait dünya­ca ünlü eserlerdir.
· Asya kıtasının Paleolitik Döneme ait en eski in­san fosilleri Çin’de bulunmuştur.
· Neolitik devirde tarıma dayalı bir kültür oluşmuş­tur. (M.Ö. 4000)[

HİNT UYGARLIĞI

Hindistan kıta yarımadası birçok nehir ve dağ silsilesi ile birbirinden ayrılması ve tarih boyunca pek çok isti­lacı kavimlerin yerleştiği bir bölge olması nedeniyle birbirinden bağımsız pek çok kültürün oluşmasına ne­den olmuştur. Bu yüzden sürekli ve güçlü bir Hint dev­leti kurulamamıştır.

Hindistan’a yerleşen ari kavimler özlerini yitir­memek için ‘Kast’ sistemini meydana getirmişler­dir. Kast sistemi, zaten aralarında din, dil, ırk bağı olmayan Hint halkı arasında kapanmaz uçurumlar meydana getirmiştir.

Kast Sistemi
Babadan oğula geçen bir meslek gruplaşmasıdır. Bu sistemde herkes babasının mesleğini devam ettirmek zorundadır. Daha aşağı kastlarla akrabalık kurulamaz ve evlenilemez.
Kastlar Dört Gruba Ayrılır,
1. Din adamları (Brahmanlar)
2. Soylular ve askerler (Kşatriyalar)
3. Tüccar.çiftçi ve zanaatkarlar (Vaysiyalar)
4. İşçiler (Südralar)
Kast dışı kabul edilen kölelere Paryalar denilmiştir.

Hindistan’da eski inançlar “Veda” denen kitaplarda toplanmıştır. Brahmanizm, Budizm, Taoizim vb. dinler yaygındır. Kast Sistemi, Gaznelilerin Hindistan’ı fet­hetmesi ile son bulmuştur.

· Din olarak Veda, Brahmanizm, Hinduizm, Bu­dizm, Hıristiyanlık ve Müslümanlık yaygındır.
· Hint kültürü (su = Akua) merkezlidir.[

Aztekler bugünkü orta Meksika bölgesinde 14. ve 16. yüzyıllar arasında yaşamış bir Orta Amerika halkıdır. Zengin bir mitoloji ve kültürel mirasa sahip Azteklerin başkenti, günümüzde Ciudad de Mexico‘nun bulunduğu Texcoco Gölü‘nün ortasında yeralan Tenochtitlan kentiydi. Çok büyük bir uygarlık kurmuşlardı. Hernan Cortes’in Meksika’yı toprağa katma sırasında yapılan ve Tenochtitlan kuşatması olarak bilinen savaş sonucunda Aztekler yenilmiş ve güçlerini kaybetmişlerdir. Ayrıca dünyanın en büyük piramidi Meksika’da Cholula de Rivadabia’da bulunur. Azteklere ait piramit 182.107 metrekare alan üzerine kurulmuştur ve yüksekliği 54 metredir.  13 milyonluk bir nüfustan oluşan çok büyük ve zengin bir imparatorluk olan Aztekler gelişmiş tarım yöntemlerine, kendilerine ait bir dine, takvime, alfabeye sahiplerdi. Aztekleri keşfedenler İspanyollar oldu

            Büyük İspanyol denizcisi Cortez 1519 da “Mexico” vadisine geldiği zaman,karşılaştığı manzara onu hayrete düşürdü. Karşısında herşeyi ile muazzam bir şehir vardı. Büyük tapınakları , beyaz sarayları, muntazam bahçeleri çevreleyen geniş duvarları,büyük sokakları ile gerçekten medeni bir şehir. Azteklerin başkenti olan bu şehrin adı “Tenochtitlan” di.
            Aradan asırlar geçtikten sonra yapılan kazılar Aztek medeniyetinin bilinenden de çok ileri olduğu gerçeğini ortaya koydu. Hele “Tenochtitlan” tapınağı gerçekten bir şaheserdi. O devrin olanakları ile bu tapınağın nasıl yapıldığı bugün bile aydınlığa kavuşamamıştır.
            Kuzey Amerika kızılderilileri arasında, en ileri medeniyete ulaşmış olan Azteklerin önceleri göçebe olarak yaşadıkları zamanla, kendilerine daha verimli topraklar aramak için Meksika vadisine geldikleri anlaşılmaktadır. Buradaki kavimleri tutsak eden Aztekler, zamanla Meksika körfezini kendilerine vatan olarak seçmiş ve 1325 yılında da başkentleri “Tenochtitlan”ı kurmuşlardır.
            1325 de nüfusu üç, beş bin kişiyi geçmeyen “Tenochtitlan” da 1519 da nüfus yüzbini geçmiştir.
            Aztekler çeşitli tabiat kuvvetlerini tanrı olarak kabul etmişlerdi. Ayrıca (Ouetzalcoatl) adlı insan şeklinde bir tanrıya inanıyorlardı. İnançlarına göre beyaz bir insan olan bu tanrı yüz yıllarca önce “tekrar döneceğim” diyerek denize açılıp gitmişti. Bir gün bu Tanrı’nın döneceğine ve kendilerini mevcut sıkıntılarından kurtaracağına inanıyorlardı.
            1519 da İspanyol denizcisi Corte, topraklarına ayak bastığı zaman,onu yüz yıllardır bekledikleri “beyaz tanrı” sandılar. Bu yüzden Cortez’i büyük törenlerle karşılayıp, ona çeşitli hediyeler sundular. Gerçeği anlayıp,Cortez’in gerçek kişiliğini öğrendikleri zaman ise iş işten geçmiş ve toprakları bir İspanyol sömürgesi oluvermişti.
            Aztek’lerle Cortez’in kuvvetleri arasındaki savaş çok kanlı geçmişti.Aztek’ler aldıkları esirlerin göğüslerini yarıp, kalplerini çıkarıyor ve onu tanrılarına armağan ediyorlardı. Bu durum Cortez’in kuvvetlerini daha zalim davranmaya yöneltti. Cortez, Azteklere karşı korkunç bir terör’e girişti. Önüne gelen herşeyi yakıp yıkıyor,yerle bir ediyordu.Bu arada Aztek medeniyetine ait paha biçilmez eserler yokolup, gitti. Kanlı mücadele tam iki yıl sürdü. 1521 yılında Aztek saltanatı son bulmuş ve ülke bir İspanyol sömürgesi olmuştu.

O rta Amerika Yerlileri olan Mayalar’ın kurduğu büyük uygarlık 16. yüzyılda yıkılmıştır. Bugünkü Meksika’nın güneyi, Guatemala ve Belize’nin kuzeyinde kalan yerlerde gelişen bu uygarlıktan kalma büyük taş yapılardan oluşan kent kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır.

Maya halkının târihi M.Ö. 1000 yılına kadar uzanır. Uygarlığın en parlak dönemi M.S. 250 ile 900 seneleri arasındadır. Bu dönemde Mayalar nüfusları 5-20 bin arasında değişen 40’tan fazla yerleşim merkezi kurmuşlardı. Tikal, Uaxactün, Copàn, Bonampak, Palenque ve Rio Bec bu şehirlerin en büyükleri idi. 900 senesinden sonra Klasik Maya Medeniyeti, bilinmeyen bir sebepten dolayı hızla çöktü. Boşalan şehirler ve tören merkezleri ormanlarla kaplandı. Buna karşılık klasik dönem sonrası dönemde (900-1519) Chichen Hza ve Mayapàn gibi Yucatàn Yarımadasının dağlık bölgelerindeki şehirler gelişmelerini sürdürdüler. 1546’da İspanyollar Yucatan Yarımadası ve Guatemala’yı işgal ettiler. Maya medeniyetini tahrip edip bölgede pekçok katliam yaptılar. Şehirleri yağmalayarak, meşhur Maya eserleri zenginliklerini Avrupa’ya taşıdılar. Ancak Guatemala’nın bir kısmında, bir grup Maya halkı bağımsızlıklarını 150 yıl korudular.

Günümüzde Guatemala ve Yucatan’da yaşayan halkın çoğunluğu Maya’dır (Guatemala halkının yaklaşık % 65’i Maya’dır). Bunlar 15 Maya lisanından birini konuşurlar. Yucatan’daki Merida şehrinin halkı İspanyolca ve Maya lisanı veya Yucatan lisanı konuşur. Guatemala’nın uzak bölgelerinde bâtıl inançlar başta olmak üzere pekçok eski kültür devâm etmektedir.

Maya uygarlığının en parlak dönemi İS 250-900 arasına rastlar. Mayalar kurdukları kentleri piramitler, saraylar ve güzel heykellerle süslemişlerdir. Ne var ki , yalnızca dinsel törenler için yönetim merkezleri olarak kullanılan bu kentlerde kimse yaşamazdı. Mayalar bu görkemli kentlerin çevresindeki çiftliklerde yaşar, yöreye özgü ürünler olan mısır, fasulye biber ve domates yetiştirirlerdi. Uzmanlar yıllarca Mayalar’ın barışsever bir halk olduğuna inanmışlarsa da, son yıllarda elde edilen bilgiler Mayalar’ın savaşçı bir halk olduğunu, savaş tutsaklarını işkenceyle öldürdüklerini, dinsel törenlerde de çok kan döktüklerini ortaya koymuştur.

Maya kültürünün ana merkezleri Meksika’nın güneyinde Chiapas ve Guatemala’nın kuzeyinde Petèn idi. Ama yaklaşık İS 975’te savaş ve yoksulluk, halk evlerini bırakıp kuzeye, Yucàtan Yarımadasına’a göç etmeye zorladı. Burada, Toltek Yerlilerini’nin törelerinin etkisi altında kaldılar.

İspanyollar, Mayalar’ın yaşadığı toprakları 16. yüzyılın ilk yarısında istila ettiler. Mayalar tıpkı Aztekler gibi kendilerini savunamadılar. Çoğu öldürüldü, kalanlar da tutsak edildi.

Maya uygarlığı özellikle astronomi, mimarlık, matematik, heykel ve hiyeroglif yazısı gibi bir çok alanda çok ilerlemişti. Çok karmaşık bir takvim sistemleri vardı. El sanatlarında da ileriydiler, güzel boyalı çömlekler ve pamuklu dokumalar yaptılar.

Bugün, genellikle Meksika ve Guatemala’da yaşayan yaklaşık 2 milyon Maya Yerlisi vardır. Çoğu Çiftçidir. Hemen hepsi Katolik olmakla birlikte, inançları geleneksel Maya dininden çok etkilenmiştir; yağmur ve bereket için putperest ayinler düzenlerler

İNKALAR

1341931 İlk Kültür Merkezleri 300px Huayna Picchu İlk Kültür Merkezleri

And Dağları’nın yüksek kesimlerindeki vadilerde yaşamış ve 12.-16. yüzyıllarda büyük bir imparatorluk kurmuş olan Güney Amerika yerli halkıdır.16. yüzyıldaki İspanyol istilasından önce,ortalama 5-10 milyon nüfuslu çok iyi örgütlü bu imparatorluk,14. ve 15. yüzyıllarda güçlenerek topraklarını bu günkü Bolivya, Peru,Ekvador ile Arjantin ve Şili’nin bazı bölimlerini içine alacak kadar genişletti.

İnkalar’dan önce Güney Amerika’da başka uygarlıklar vardı.Bunlar Bolivya’nın yüksek dağlık bölgelerinde ,Titicaca Gölü yakınında yaşayan Tiahuanacolar,And Dağları’nın Ekvador’dan Bolivya’ya kadar uzanan yüksek yaylarında yaşayan Keçuvalar,Peru’nun kuzeyindeki dağlarda yaşayan Çavinler,Peru’nun güney kıyısındaki Nazkalar ve kuzeyde kıyıda yaşayan çimulardır.Bu eski uygarlıkların doğuşu yaklaşık İÖ 200 tarihlerine kadar uzanır.Bu insanların nereden geldikleri bilinmemektedir,ama ağır kayaları biçimlendirmedeki başarıları ve yapı tekniklerindeki ustalıkları düşünülürse, ne kadar yetenekli oldukları anlaşılır.Tiahuanaco’da birbirine kenetlenecek biçimde dikkatle oyulmuş dev bloklardan yapılma büyük taş yapılar vardır.Çimu ve Nazka halkının ise yapı ve piramitlerinde kayadan çok ker***i yeğledikleri görünmektedir.

Varlığı Roma İmparatorluğu ile aynı döneme rastlayan bu eski uygarlıklar Roma İmparatorluğu gibi İS 200-400 yılları arasında çökmeye başladı ve
İS 800’de çoğunun yerinde yalnızca yıkıntılar kaldı.Bundan ortalama 300 yıl sonra İnka Peru’nun ortalarındaki Cuzco vadisinden indi ve kendilerinden önce başka halkların yaşamış olduğu bu bölgeye yerleşti. İnkalar dağlardan kıyılara doğru yayıldılar.15.yüzyılda çevrelerindeki güçlü kabilelere boyun eğdirdiler.Ele geçirdikleri topraklardaki insanların bir bölümünü başka bölgelere sürerek başkaldırmalarının önüne geçerken,bir bölümünü de tarım ve bayındırlık işlerinde zorla çalıştırdılar.
Cuzco vadisinde yer alan ve İnka İmparatorluğu’nun başkenti olan Cuzco ‘’Güneşin Kutsal Kenti’’olarak bilinirdi.İmparatora Tanrı gözüyle bakılır ve
Güneş’in soyundan geldiğine inanılırdı.İmparatorun,yaşam ve ölüm konusunda tartışılmaz bir otoritesi vardı.
İnka’larda 10 ailelik gruplar kendilerine bir önder seçer,önderler bir şefin sorumluluğunda olurdu.Her şefin buyruğunda 5 önder vardı ve bu düzen
hepsinin önderi ve yöneticisi olan İmparatora kadar uzanırdı.
Halk belirli bir yaşama ve çalışma düzenine uymak zorundaydı.Her şey devletindi.Çocuklar ve yaşlılar dışında herkesten çalışması beklenirdi.Tembellik ve insan onuruna aykırı davranışlar ağır biçimde cezalandırılırdı.Halk yoksul değildi;ama malı mülkü de yoktu,özgürlükleriyse
sınırlıydı.Ürettiklerinin belirli bir kısmını İmparatora ve rahiplere vermek zorundaydı.
İnkalar’ın kayboluş efsanesi
İnkalar ileri bir uygarlık olmakla birlikte, Mayalar kadar astronomiye önem vermedikleri söylenmektedir. Denildiğine göre onlar için Ay, Güneş ve
yıldızlar kutsaldı. Bu güçler daima onların hayatında önemli rol oynar ve rahiplerin her biri aynı zamanda birer müneccimdi.
Rahipler gelecekte olacakları bugün bilmediğimiz gizli bir yöntemle saptamaktaydılar. İşte İnkalar’ın yokoluşunu anlatan efsane, bu ‘önceden
bilmek’e son derece ilginç bir örnek .
Altın kitaplar yayınevinin ‘‘Kayıp uygarlıklar’’ adlı yayınladığı kitapta Rupert Furneux, bu efsaneyi şöyle anlatıyor;
İmparator, Ay’ın etrafındaki üç halkayı görünce rahiplerle birlikte başrahip Ilaica’yı çağırıp bunun anlamını sormuş. Rahipler, İmparatordan izin
isteyip çekilmişler ve bu halkaların ne anlama geldiğini çözmek için çalışmaya koyulmuşlar. Kısa bir süre sonra da İmparatorun karşısına çıkıp
durumu anladıklarını söylemişler. Eski bir belgede bu olay şöyle anlatılmaktadır.
‘‘Başrahip, ‘Ah efendim!’’ diye bağırır. ‘‘Söyleyeceğim sözler için beni bağışlayın. Annemiz Ay, ileride başımıza büyük felaketler geleceğini haber veriyor. Ay’ın etrafındaki ilk halka kan kırmızısı renginde. Bu bizim çok kanlı bir savaşa girişeceğimizi açıklıyor. Siyah daireyse, bu savaşı kaybedeceğimizi belirtiyor. Üçüncü halkaysa, duman rengi ve hafif. Bu da dinimizin, imparatorluğumuzun, yasalarımızın tıpkı rüzgarda bir duman gibi dünya üzerinden kaybolacağını gösteriyor.’
İmparator, başrahiple diğer rahiplerin bu yorumuna çok kızdı. Daha sonra haber salarak bütün kabilelerdeki ünlü büyücü ve müneccimleri getirtti.
Ancak, gelenlerin hepsi de aynı sözleri tekrarladılar.
İnka İmparatorluğunun sonu yaklaşıyordu. İmparator geceleri endişeden uyuyamıyor, Ay’ın etrafındaki halkalara bakıyordu. Ama bir gece bu
halkalar birden kayboldu. Parlak, yeşil renkli bir kuyruklu yıldız gökte parladı ve topraklar korkunç bir gürültüyle sallanmaya başladı. İnkalar’ın
başkenti Cuzco’da arka arkaya bir kaç deprem oldu.
 
Bir iki hafta sonra da başlarında kana susamış, cahil ve açgözlü Pizarro’nun bulunduğu İspanyollar, Peru’ya ayak bastılar. İnka İmparatorluğu
bundan kısa süre sonra ortadan kalktı.’’
Bu anlatılanlar bir efsane olmakla birlikte bir takım gerçeklere dayanmaktadır, diyor, Furneux. Ay’ın etrafındaki halkaları başka topraklarda yaşayanlar da o zamanlar görmüşler. Ve efsanede anlatılan kuyruklu yıldızı da ilgiyle izlemişler. Onlar’ın bıraktıkları belgeler efsanede anlatılan doğa olaylarını doğrulamaktadır.

Not : Bilgiler İnternetten Derlenmiştir.

Yorumlar

  • döne
  • süper ya gerçekten

Isim - Soyisim
E-posta Adresiniz (yayınlanmayacak)
Web Siteniz (varsa)
Yorumunuz

Bağlantılar